Bu yazıyı biraz komplo teorisi olarak düşünebilirsiniz. Ancak zaman içinde burada iddia ettiğimiz olayların ne denli olduğunu görerek hak vereceğiniz inancındayım.
Önce kredi kartları, akabinden ise tüketici kredileri ve en son olarak da konut kredilerinin kolay alınabilir hale getirilmesi ile birlikte zoraki mutlu gözüken bir toplum haline geldik. Mortgage, yani ipoteğe dayalı uzun vadeli konut kredisi sistemini duyarak ise çoğumuz umutlandık. “Dünyada mekan, ahirette iman” sözleriyle büyüyen bir toplum olmamız sebebiyle, bu denli kolaylıklar da zaten çok istediğimiz aradığımız özellikler olarak kabul edilmiştir.
Bir mekana sahip olma duygusu tüm hislerin üzerinde bir his olarak yaşanmakta, bu yüzden sorgulamaya başlarken , evin var mı diye başlanılıp, araban var mı diye devam edilmektedir. Ve zaten çalışan insanların hedefi de, başını sokabileceği, 2 gün sonra çık denilmeyeceği bir eve sahip olmak, yaşamını sürdürürken ileriye dönük olarak da bu yatırımı gerçekleştirmektir.
Krediler ve mortgage sistemi sayesinde emeklilik sonrasına bırakılan ev sahibi olma hayali daha önceye alınmış olacaktır. Bu da elbette insanları mutlu edecek veya mutlu eder gibi görülecektir.
Araba kredileri sayesinde, çoğu insanın ayağının yerden kesildiğini de unutmamak gerek. İyi ki şu krediler var, kredi kartı var düşüncesi çoğumuzun kafasında yerleşik fikir haline gelmiştir.
Peki gerçekten de iyi ki var demek doğru mu? Yoksa günü kurtaran zihniyetin sonucu mu? İyiliği kadar kötülüğü yok mu şu ev – araba için verilen veya plastik hale getirilmiş kredilerin?
Kötülüğü elbette var. Ancak herşey bir plan dahilinde ilerlediği için hepimiz bu oyunun parçası olmaktan kurtulamıyoruz.
Plan şu: Tüm paralar bankalara toplanmış olacak. Halkın cebinde nakit para olmayacak. Herkes bankaya borçlu hale gelecek. Küçük esnafın sıkıntısı daha da artacak. Sıkıntısı artan küçük esnaf öyle bakkal hesabı tarzı, açık hesap satış yapamayacak. Zaten fiyatta da rekabet edemediği için müşteriler mağazalara akacak. Müşterilerden, kira masrafı hiç olmayan diğer işletme masrafları minimize edilmiş alışveriş siteleri de nasibini alacak. Büyük mağazalar ve internet mağazaları zaten kredi kartıyla veya banka havalesiyle çalıştığı için gerçek para yine ortada gezmeyecek. Gün gelecek her şey sanal ortamda dönecek ve küçük esnaf tamamen bitecek. Ya birkaç firma birleşecek, ya da dükkanını kapatıp daha büyük olan mağazalarda tecrübeli eleman olarak çalışmaya başlayacak. Büyük daha da büyüyeceği için vergi dengesinde de büyük sıkıntılar yaşanacak, dengesizler ortaya çıkacak.
Sonrasında da ne olur bilinmez?
Gözünü esnaf olarak açmış olan küçük esnaf birleşmeyi veya dükkanını kapatmayı kabul etmezse, toplumsal bunalımlar daha da artacak. Kabul ederse de, işsizlik sorunu daha da artacak, çünkü kendine iş bulacak ama yanındakileri sokağa terk etmiş olacak.
Bugün herkese yakın bir çoğunluk başkasının parasını kullanarak ticaret yapıyor. İpotek verdiği kıymetler sayesinde ticaretini sürdürüyor. Ama piyasalar tamamen durduğu anda, hesap hareketlerinde kımıldama olmayacağı için ekonomik buhranın yaşanması kaçınılmazdır.
İnsanlar cebinde olmayan parayı harcıyor. İleriye dönük borçlanıyor. 1 yıl hatta 3 yıl sonra kazanacağı parayı bile tüketmiş durumda.
Bunun sonucunda ise sıkıntılar artacak, buhranlar yaklaşacak. Türkiye’yi bankaların kapatılması sonucu ortaya çıkan işsizlik bunalımı gibi yeni bir bunalım bekliyor.
Ya hazırlıklı olmalı, ya da yaşayacağımız sıkıntılara şimdiden razı olmalıyız..
Başka çare yok..
Keşke olsaydı..
19 Ekim 2005