Seyahat Yazıları

İSTANBUL ANILARI (Megabayt Programı-STV)

Kent turizm yetkilileri yüzünden kağıt-kaleme devam ve karar : bir daha kullanma. Çünkü laptop kullanmaya izin vermiyor. Acaba hiç düşündüler mi, dizüstü bilgisayar niye var? Dizin durmak için ve diziniz neredeyse dizüstü bilgisayarınız orada durur. Laptoplar , işadamları , eğitimciler, yazarlar, diplomatlar otobüs veya uçakta iken bile teknolojiden mahrum kalmasın diye icat edilmişler. Ama kent çalışanı bunu bilmiyor herhalde ; yada bilgisayarı açmayı bile bilmeyen insanlar çekemediler o yüzden kapattırdılar.Neyse, çok canım sıkıldı. Bu bir yem olacak ama yakında. Sinirim yatıştığı zaman . şimdi duygusal olmak istemiyorum. Fazla yorum yapmayacağım .Neyse İstanbul’a dönelim. Öncelikle, banada hatırlatıcı olması açısından diye attım ki yazmadan duramayacağım - ben sinir oldum. Bu defa da şinekerimiş bardakta su verdi. Bunların hepsi kent’e gidecek Tabi ki laptop meseleside . ipek arabasına zarar vermeyen laptop , ya çok akıllı ya da kent’e gıcığı var.Niye Kent’e bindim ki!......off, neyse vardır bunda da bir hayır.Evet hatırlamam açışından , programımı aktarayım. Perşembe ( 1.Gün ) : - Cengiz Karacan ( Eyüp ) Funda Cılga - Superonlıne ( Levent ) Kaan Ezginer - Show ( Maslak ) Cuma ( 2.Gün ) - Nadide Sökmen - Microsoft ( Dikilitaş )Şirin Topyıldız - ÇEK ( Eyüp ) Önder - Arkadaş ( Beşiktaş ) Cumartesi ( 3.Gün ) - Yazıcıoğlu İş Mrk.Kitapcılar Çarşısı A.Altan Ekşioğlu - Meda ( Kadıköy ) Çağrı Çam - Arkadaş ( Üsküdar ) M.Nihat Karslı - Dost ( Üst Bostancı ) Pazar ( 4.Gün ) - M.Nihat Karslı ( Üst Bostancı )- Çağrı Çam ( Üsküdar )- Rhem ( Fethi Paşa Korusu )Pazartesi ( 5.Gün ) - A.Altan Ekşioğlu ( Kadıköy )- Samanyolu TV ( Büyük Çamlıca )İsmet Akyüz - Sürat ( Altunizade ) Salı ( 6.Gün ) - Pc LifeÖmer Savaş SayılarUğur ArtmerMustafa Eskici OğuzhanMusa SavaşÖnder Atilla Bey - DHA ( İkitelli ) Rhem ( Mecidiyeköy ) Çağrı Çam ( Yenibosna ) Çarşamba ( 7.Gün ) - İhsan Yener - Şampiyon (Üniversite )CD vb. alımı için ( Beyazıt ) Alfa Yayınevi - C.Akın Hakikat Dergisi ( Cağaloğlu ) Birsen ( ! ) Literatür ( İstiklal Caddesi ) Mega Center ( İstiklal Caddesi ) İnternet Cafe ( Taksim ) Mebro Esenler Doğubank Gülhane - Eminönü yürüyüş  Vayy be ! Amma da gezmişim. Gerçekten de müthiş verimli oldu. İstediğim noktaya 2 yıl sonra da olsa geliyor, ilerliyor kanayı esiyor galiba. DHA ve Birsen dışında herşey olumlu. Onları da Arçelik ver gitsin. İşin aslı DHA’dan çok şey beklemiyordum. Birsen’in de tuhaflığı baştan beri belli. O yüzden herşey mükemmel diyebiliriz. Hiç sakıncası yok bence. Mükemmel harikaydı.Görüşmeler hep ılımlı ve olumlu havada geçti. Hep çok güzeldi. Doğru yolda olduğum gerçeği ortaya çıktı.İstanbul’da ilk dakikalarım enteresandı. Kayseri’nin yarısını çantaya doldurmam, bana çok pahalıya mal oldu. Bir sürü çanta ,bir sürü eşya ile Esenler’de ortada kalmak kötü bir duygu. Neyse o günlerde geride kaldı. Ama ne var ki çok mazlum görünen hamal efendi benden 1 milyon aldı. Vay be dedim, gelip İstanbul’da hamal olmak varmış. Tekerlekli demir arabaya koy, al şurdan şuraya, at çabine 1 milyon lira parayı. Saflığım hemen ilk dk.lardan ortaya çıkmıştı. Ama, gün geçtikçe ben de kurt olmaya başlıyordum. Kurtluk benim de mizacım olmaya başlıyordu. Öyle ki göz kapaklarım bir yandan da sızlıyordu, 4 açılmaktan.Sonra bir kuzuluk daha. Bindim taksiye Rami’ye gideceğim dedim. Ne taraftan gidiyim sorusunu bilmem diye cevapladım, ve 4.750.000.-TL. tabii ki bu ücrete Rami meydanı ile Plevne Lisesi arasında atılmış olan 3 tur dahil. Taksiyle tur atmak, amma da zevkliymiş meğersem.Neyse, uzun mücadeleler sayesinde Cengiz abilerin evine kaldım.Aaaa, ben Kayseri’den gelişimden hiç bahsetmemişim. Durun önce onu anlatayım.11 Nisan’da girdiğim depresyon, ne yazık ki yamalarla kapatılamadı. Rahatsızlığım defalarca tekrarladı. İstanbul’a gideceğimden daha birgün öncesi bile tansiyonum düştü, yüzüm ve sinirlerim geriledi. Allah korusun birkaç kez daha tekrarlayacak olsa, başıma çok işler açabilirdi, işler bana çok soğuk, sıkıcı ve rahatsız verici hal almıştı. Öyle ki benimle ilgili problemi daha gidişimden bir gün önce halletmiştik. Düşünün hallettiğimiz gün bile tansiyonum düştü. O kafayla , o halle, o psikolojiyle Bakırköy’e gitmemem ciddi bir mucize olarak teahir etti. İşin aslı, Bakırköy çok güzel yani semt olarak, yanlış anlamayın. ))Benim Uzay’daki son konumum, en yakınım diye düşündüğüm insanların bana cephe almasına ve tavır değiştirmesine neden oldu. Öyle ki, üzerinde benim adım yazılı oda da, benim İstanbul otobüsüne yetişme konusunda acele ettiğim bir zamanda benimle adeta dalga geçildi.Tam gideceğim son saatte, çok sevdiğim bir dostum derse girmediği için en sevdiğim öğrencim tarafından Alim Bey’e şikayet edildim, olayın üzerine gelmiş olmam sayesinde problemi orada çözdüm. Bir yandan da eski patronum, yeni ortağıma laf anlatma çabalarımı sürdürdüm. Giderken bile oklar benim üzerime çevrilmiş idi. Offfff düşünmek bile iteş yapıyor. Bakın yine aynı; öğrenci , öğretmen, genel müdür ortasına beni almış görünümü ve bundan zarar veren bir Hakan Topuzoğlu.Ağzımdan dökülen ifade şuydu: keşke çıkabilseydim şu şehirden. Kurtulsaydım, kurtulsaydım.Kurtulmak üzere eve gittim. Eşyalarımı aldım. Tabii ki; annemin hazırlamış olduğu olduğu güzel yemekleri de. Sonra Alim Bey’i aradım. Sağolsun benim için hemen geldi Uzay’a uğradık , oradan laptop ve diğer eşyalarımı aldım. O sırada, kendi odamda sorgulanır vari sorularla muhatap oldum. Akşam grubu öğrencileri ile vedalaştım. Ve binadan çıktım, Alim Bey’in arabasına.Tam 22:00’da İpek Turizm özel terminaline varmıştık. Ha, bir de sevgili dostum Halil de yanımdaydı. Var ya can dostum Cıngıllıoğlu Halil, işte o özel terminal de kimle karşılaştık. Hayır bilemediniz. O da değil. Çık. Neyse ben söyleyeyim. Dilek hanım, Sevgili Halkla İlişkiler Müdürem. Bu gezinin belki de Dilek Hanım’la ve Sevgili gelini ile çıkıyor olmamızdı galiba. Yol boyunca sohbet ettik ona, ben üldükten ya da meşhur olduktan sonra Yasemin’in Penceresinde söyleyebileceği sırlar verdim. Onunla paylaşmak gerçekten de güzel bilgiyi ve de sevgiyi .Evet, cengiz abiyilere gelmiştik araya birkaç saniye reklam girdik. Şimdi haberler.Cengiz Abinin evinde kimse yoktu. Öyle ya herkes çalışıyor. Olmamak en doğal hakları. Neyse orada ben aklımı kullandım Allah’tan. Önce kapıyı başka bir komşuya açtırdım. Oradaki çocuklardan taş istedim. Eşyaları içeri aldım. Kapıyı kapattım. Sonra en önemlileri toparlayıp, onları aşağıda bıraktım. Diğerlerini de Cengiz Abi’nin kapısının önüne.Sonra ver elini Superonlıne’dan önce Vezneci’ler. Bu arada bir gerçeği farkettim. Cengiz Abi’nin evi çok kolay yerdeymiş. Ama ben farkedememişim. Bu bir itiraftır. Yer bulma konusunda kabiliyetsiz adamın biriyim. Ama İstanbul bu kabiliyetsizliği azaltıyor. Sıkıysa azalmasın.)Vezneciler’de indim ve o mıntıkayı tanımak üzere yürümeye başladım. Belediyenin önündeki güzel parkta durdum ve çantamda yer alan yiyecekleri yemeye koyuldum. Orada da zekamı kullamdım ve ağaçlar tarafından korunmuş bir bank seçtim. Mübarek kuplam kalmayı becermiş, aferin ona.Yemeğin bir kısmını kedilere verdim. İnsan dayanamıyor işte, Hayvanları Koruma Derneği eski II.Başkanı olunca 2 kedi de oradan geçindi bakalım. Helal olsun, işte gördüm ki rızkı veren Allah, bir kediyi, hatta 2 kediyi bile benim orlacılımda doyuruyor, aç bırakmıyor. Çok anlamlı değil mi?Aradan Laleli’ye , Laleli’den Eminönü’ye geçerek Levent otobüslerine ulaştım. Ve oradan da Yapı Kredi Plaza - Superonline Abii, plaza olayı harika bir olay. Kocaman binalar, insan kendini tuhaf hissediyor, artık alıştım ama, yine de güzel bir olay. Kimlik bırakıyorsun falan. En ilginç olay ise kimliğin üzerindeki sayısal kodlar kapı açıyor. Hiçbir çıkıntı vs. yok ama oluyor, çok tuhaf yani. Mükemmel tuhaf.Funda Hanım’la nihayet görüşebiliyorduk. Superonline World Clup hesabına çalışmalar yürütmem konusunda prensip görüşmeyi yaptık. Belki yakın bir gelecekte Clup Kayseri Şube Bşk. Bilem olurum. Haydi hayırlısı.Orada tek problem, benim dürüstlüğüm oldu. Geçen yıl yazdığım yazıyı gösterdim. Funda Hanım, biraz alınacak gibi oldu ama olmasın, geçen yıl problem vardı çünkü. Ama bu yıl yok. Bu yıl aferin Superonline’....;)))Ve ve ve Show TV Levent - Maslak arası çok yakınmış Allah’tan. Ama Show TV beklenildiği gibi değil. Sade ve kendi halinde. Orada bir farkla Kaan Ezginer var. Showtv. net’ten Sorumlu sahış. Benimde internet konusunda devamlı görüştüğüm insan. Gerçekten de benimle çok iyi ilgilendi. Serverların olduğu yere girdim. Türker Sezgin ile de tanıştım. Çok mütevazi insanlar. Stüdyoların olduğu yeri gördüm. Allah o stüdyolara girmeyi de nasip eder umarım, birgün.Bu arada Reha Muhtar’dan tık çıkmadı. Tık çıkana kadar uğraşmaya devam. Başka yolu yok, ne yapabilirim ki!? Döner dönmez aaa Reha Muhtar’ın e-mail adresi, ICS numarası ve web sayfası yokmuş başlıklı bir yazı yazacağım. Ve ona fakslayacağım. Belki Hakkı Abi, bu yazımı da sever, dergide yer verir. Bakıyım o zaman n’apacak , beni çağırma konusunda ısrar ederse başka yazılar da arkadan gelir, haberi olsun.Kaan Ezginer ile Teknik Sayfa Editerliği konusunda anlaşmaya vardık. Tam benim tarzımda bir idareci. Yönlerdirir görevlendirir, sorumluluk yükler, zamanı taleb edilenden uzun verir ve problem istemez, sonuç peşindedir. Süreci destekler ama asıl ilgilendiği sonuçtur.Saatin geç olduğu gerçeğinden dolayı otobüse binip Vezneciler’e yönelmeye karar verdim. Aşırı verimli, olmadı günüm ama alınan sonuçlar gayet güzeldi denebilir.Ve 2. GünAllah kimseyi “İnternet”siz bırakmasın. Amin. Valla , ne, kadar zormuş İnternetsiz olmak. Neyse ki İnternet cafeler var. Eski çağlarda acaba ne yaparlarmış atalarımız İnternet olmadan ama şu gerçeği hatırlarsak bir şey yapmadıklarını anlarız. İnsan sadece sahip olduğunun, eksikliğini hisseder. Sahip olmadıysa, görmediyse, bilmiyorsa, hiç problem yoktur. İşte bu yüzden doğuştan kör olanlar, sonradan gözünü kaybedenlere göre daha zor durumdadır.Cuma çok güzel oldu. Şirin Topyıldız ile tanıştık. Eyüp çocuk yuvası’nın herşeyi e-mail sayesinde birbirimizin farkında olmuştuk. Müthiş dökümanları bana gönderdi, tabii ki sadece bana değil listedeki herkese. Bir nevi amme hizmeti. Çok hoşuma gittiği için ben de e-mail atmıştım, bu güzelliklerin sahibinin sesini duymak istiyorum diye. O da sağolsun aramıştı.Gerçekten müthiş bir insan Şirin Ablam Çocuk Esirgeme Kurumu’ndaki insanlara tam anlamıyla ablalık yapıyor. Öyle ki kurmuş oldukları dernek, mali açıdan iyi durumdaymış ve hatta Kayseri ÇEK’e bile et göndermişler. Helal olsun ablam dedim içimden.Görüşmemizin daha başlarında iken Cuma Namazını kılmaya hazırlık için müsaade istedim. Aslında Eyüp Cami’ye gidecektim ama Eyüp’ün özelliğinden dolayı herhangi bir camide de kılsam olur düşüncesiyle içinde türbe bulunan bir camiye girdim. Manevi hava gerçekten müthişdi.Eyüp tam Osmanlı’yı hatırlatıyor. Neydi o günlerimiz dedim, içimden. Fesli birilerini bile gördüm. Enteresan bir mevki.Cuma’dan sonra çocuklara ne alsam diye düşünmek üzere Kayseri sucuk ve pastırması bulunur diye bir yere girdim. Belki Kayseri’lidir diye sordum, orada çalışna birine Ooo ne gezer? Adam Kayseri’li değil ama Eyüp’ün ortasında müthis iş yapıyor. Neyse, hepimiz bu memleketin insanıyız. Ayrıma, gayrıma gerek yok bakalım. Allah adamın işini rastgetirsin. Oradan bir kutu sakız alıp, çıktım. Ve tekrar Şirin Hanım’ın yanına. Birlikte yuvayı gezdik. Müdür Bey’le tanıştık. İnsanın bir yandan yüreği sızlıyor, diğer yandan da iyi ki diyor, böyle iyi insanların elindeler.Şirin Hanım’la üzerine de biraz konuştuktan sonra, ve son yazdığım yazıları da kendisine disketle verdim. Bilgisayarında gerekli önlemler alındığı için disketimde virüs olmadığı gerçeği ortaya çıktı. Sınavı alnımızın akıyla geçtik. Ya Rabbi Şükür!...Şirin Topyıldız’ın iki sözü beni müthiş etk,iledi. Birincisi ;*Bir yazıyı, şiiri vb. şeyi başkasına verdiysen artık o senin özelinden çıkmıştır. Evet, verdiğim yazılar benim değildi artık ama bunları güzel kalpli bir insanla paylaştığım için, benim diyememek beni hiç üzmemişti .İkincisi ise;hep ben ve benim çalışmalarım hakkında konuştuktan sonra sohbetin yönünü Şirin Hanım’a doğru çevirdim. Ve önce, çok tatlı bir kızı olduğunu öğrendim. Aslında önceden de biliyordum. Çünkü; Şirin Hanım kızına benim hikayelerimi okuduğunu söylemişti. İş konusunda ne düşündüğünü sorunca, tarihe geçecek bir cevap verdi;*Burada yapacağımı yaptım. 11 yıldır buradayım. Bir insan, çalıştığı yerde yapabileceği her şeyi yaptıysa o yere daha fazlasını yapacak birinin gelmesi gerek diye düşünüyorum. Bakalım ne iş olur, bilmiyorum. Belki de sizin menejerliğinizi yaparım.Allah, o günleri de gösterir mi acaba? Dilek Hanım’la birlikte müthiş bir ikili olurlar. Dilek Hanım’ın da, Şirin Hanım’ın da kalbi çok güzel. Olamasalar, olmasalar bile düşünmek de yetiyor .. bana.Vedalaştıktan sonra, Microsoft’a doğru yola koyuldum. Yalnız, randevum 18:00’da olduğu için önce biraz Sirkeci - Eminönü taraflarında oyalanmaya karar verdim. Sevgili Ağabeyim Erdal Babataş’a uğradım. Doğubank’ı gezdim, ardından Eminönü’nden otobüse binip ver elini Levent dedim.Dedim ama bu arada trafik müthiş sıkışık haldeydi. Öyle ki ; yürüyerek giden bir vatandaşla uzun süre aynı hizada gittik. Hatta bazen , o bizi geçti bile.Trafiği hesaplayamamdan dolayı saat 18:30’da caddenin üzerine gelmiştim. Hemen Microsoft’un İş Geliştirme Bölge Müdürü, Saygıdeğer insan Nadide Sökmen ile görüşmek üzere Barbaros Plaza’ya girdim. Öyle ki kimlik bile istemediler. Saat yaklaşık 19:00 olmasına rağmen, Plaza’ya rahatça girmiş idim.Nadide Hanım ile çok hoş geçen sohbet sırasında Kayseri için ne yapılabilir sorusuna cevap aradık. Bu arada çok sevindirici bir gelişme meydana geldi. Nadide Hanım, benim eğitimci kimliğimden dolayı Windows 2000 Seminerine katılma imkanı vereceğini söyledi. Ayrıca yakında Kayseri’ye geliyor.23 Mayıs’ta Kayseri’de olmayı planlayan Nadide Sökmen’i aynı zamanda televizyonda da ağırlamanın mutluğunu yaşayacağız.Ha bu arada Windows 2000 ile ilgili dökümanların içinde bulunduğu dosya ile birlikte bir de kupa hediye etti. Microsoftsuz bir hayat olamaz. Kimse bunu değiştirmeye çalışmasın. Ya da ciddi bir şeyler yapsın.Microsoft ailesinden biriymiş gibi koridorlarda dolaşmak gerçekten de sevindirici. Öyle ki mutfaktan bile Sprite’ımı kendim aldım. Aferin Microsoft’a çalışanlarına iyi bakıyor. Microsoft çalışşanları ve misafirleri canları ne isterse içebiliyor. Gazoz bile yer alıyor dolapta. Kent ve İpek’te olduğu gibi çay, neskafe ve kolaya mahkum değilsiniz. Ne tuhaf Cappucino bile yok otobüslerde. Amann, neyse iyi şeylerden bahsedelim.Mesela Microsoft gibi, Nadide Sökmen Hanım ile ümit ediyorum ki Bilişim sektörü adına güzel çalışmalarımız olacak. Bu arada tester da oldum galiba. Toplantının verimli olanı kısa olanıdır. Saatlerce konuşmadık ama çok kısa süre içinde verimli geçen bir vaktimiz oldu, ileri dönük güzel çalışmaları planlamış olduk.Microsoft’tan çıkınca cadde üzerinde bir yerde sevgili dostum, ilkokul arkadaşım Önder ile buluştuk. Birlikte yürüyerek Beşiktaş’a rıhtıma geldik. Denizi ve çevreyi seyrederek kahve içtik. Amma büyük zevk bu ya. Anlatılamaz, yaşanır. Müthiş, harika, mükemmel. Tüm yorgunluğu atıyor insan.Sonra Topkapı üzerinden Rami yeniden.Ve 3.gün , CumartesiKıymetli dost A.Altan Ekşioğlu ile görüşmek üzere Kadıköy’e geçtim. Aman Allah’ım ne kadar rahat bulunacak yerdeymiş de geçen gelişimde ben bulamamışım. Git kitapçılar çarşısından, Seray ve Bellona’yı gör. Tamam, işte Meda Yayınları karşında.Ahmet A.Hocam, sağolsun epey uğraşıyor benim kitaplar için. Kadıköy’de bazı kitapevlerinde kitabım boy gösteriyorsa O’nun sayesinde.Tek derdi bana destek olmak. Oluyor da; teşekkürler Ahmet Altan Hocam. Ayrıca Türkiye genelinde genelinde 300.000 ferdi olan Ekşioğlu ailesinin kurduğu vakfın dergisinde de Bilgisayar köşesi yazacağım. O konuda da destek olacak.Ve skandal Pover Mac 4400’lerde modem yok. Enteresan bir olay kaç aydır internet bağlamaya çalıştığımız bilgisayarın modemi olmadığını öğrendik. O yüzden modemlendikten sonra o işlemleri yaparız diye ertelemek zorunda kaldık. Üsküdar’a, saygıdeğer dostum, dersane arkadaşım Çağrı ÇAM’ı görmek üzere geçtim. Güzel yermiş velhasılı. Sakin ve harika.Onunla biraz zaman geçirdikten sonra Üst Bostancıya geçmek için Kayseri’de kaderin tecellisi olarak tanıştığım Av. M.Nihat Karslı ağabey’e telefon açtım. O bana Küçükbakkalköy demiş, ben Büyükbakkalköy anlamışım. Ve sonuçta değişik bir yerde indiğim ortaya çıktı.Neyse ki; yanlış indiğim yerden dolmuşa binip, biraz da yürüdükten sonra muhteşem kavuşma gerçekleşti. Nihat Abimin eşi İfakat Hocam Maltepe Üniversitesi’nde öğretim Görevlisi oldu. Kıymeti anlaşılmadı iyi ki Kayseri’de, adam yemekle ünlü bir kursun yetkilileri. Ona da kazık atmış iyi ki, ne güzel etmiş. Yoksa; belki İfakat Hocam’da rahatını bırakıp, risklerle dolu yeni bir hayata geçmek istemeyebilirdi. Müthiş bir azmi var ama Kayseri’de bu anlaşılamadı. Şimdi o çok mutlu. Yaptığı çalışmaların kıymeti biliniyor. Tebrik ediliyor, ödüllendiriliyor. Tek sıkıntısı Mustafa Nihat Ağabeyin Kayseri’de olması. Kayseri, Kayseriliğine devam ederse O da fazla kalmayacak galiba. Kayseri için kayıp ama bunu Kayseri’dekiler istedi.Saygıdeğer Hocam Mehmet Altıner’in odasında gördüğüm şu yazı çok şey anlatıyor.“ İlim , kıymeti bilinmeyen yerden göç eder”İlim ve İlim adamı çok nazlıdır. Nazı güdülmezse, kendine başka sevgililer arar. Ht. Bu da benden olsun.Aylardır özlemekte idim, sohbet etmeyi. Hasret giderdik. Saat 21:30 olmuştu ki ben gitmek için doğruldum. Nihat Abi dur dedi. Ben sağol dedim. Sonra İfakat hocam eve varmamın gece 1’i bulacağını söyleyince, benim onları rahatsızlık etmek bir yana, mutluluk vereceğimi belirtmesi üzerine kaldım. Zaten madden ve manen müthiş rahat bir verdi.Bu arada uğur ile tanıştık. Bilgisayarına baktım. Mail kontrolu yaptım. ICS’ye bilem girdim. Vay be, bilgisayar ve İnternet. Onlarsız hayat çok banal geliyor bana.Ve 4.gün Pazar Uyuduk, uyandık, güllere boyandık. Müthiş uyumuşum ama, çok iyi dinlendim. Güzel bir Pazar sabahı idi. Çantamda duran, canım annemin yaptığı katmerleri çıkardım, onlarda Kayseri katmeri hasretlerini gidermiş oldular. Ben de Kayserilice hasretimi sevgili arkadaşım Uğur’un güzel mimikleri eşliğinde gidermiş oldum.En güzeli de; yalnız olmadığını bilmek.Yine Üsküdar’da Çağrı ile buluştuk. Ve Fethi Paşa Korusu’na gitmek için plan yaptık. Ama önce Çağrı’nın staj yaptığı Doğuş Üniversitesi’ne gittik. O ne güzel bir yer öyle. Müthiş yavv. Gerçekten de harika bir yer. Ama en güzeli de, görme özürlüler arasındaki satranç müsabakası. Bu arada Türkiye 1. Ve 2.’sini de gördüm. Bir de gerçek bir yüzme havuzu . : )) Bir de yüzme öğrenirsem tamam. Hocam hazır aslında. Ama öğrencide iş yok galiba.Fethi Paşa Korusu’na gitmek üzere yola koyulduk. Genelde Talas Belediyesinin yaptığı saçmalığı Üsküdar Belediyesi yaptı bu defa, E.Ü. öğrenci kimliğimi kabul etmedi. Çok tuhaf bir olay. Yakında bunu da gündeme getireceğim galiba.Fethi Paşa Korusu mükemmel bir yer. Ve ilginç bir olay. Dilek Hanım’la karşılaştık. Kardeşi ve annesini de görmüş oldum. İstanbul küçük yer. Görüyorsunuz. Burada İnternet arkadaşlarımdan Rheim ile de görüştük. İstanbul’da ne çok tanıdığım varmış meğersem. Çok ama, büyük kısmı ile de görüşemedim. Neyse.Fethi Paşa Korusu’nda bir köşkü halka açmışlar. Eskiden sadece burjuvazinin girdiği yer, R.T.Erdoğan’ın sayesinde tüm halka ait olmuş. Allah razı olsun ne diyelim. Talep çok olduğu için 15:30 civarında sıraya yazıldık, saat 16:00’yı geçtiği saatlerde sıra bize gelmişti. Fiyatlar da uygun, ortam müthiş. Yaşasın nostalji. Bayıldım, işin aslı.Sonra yeniden Rami.Ve büyük gün 5.gün :PazartesiBugün çok önemli bir gün. Çünkü STV’de görüneceğim ilk ulusal tecrübem. Haydi hayırlısı.Sabah, yine Kadıköy’deyim Kadıköy küpeli erkekleri ve kısa saçlı kızlarına, caddeyi seyrederek bira içen sakinleri, tüm çılgınlıklarına rağmen iyi bir yer. Beni en çok etkileyen yeri de Moda 81300 Moda, yani Barış Manço.Kadıköy’de Yazıcıoğlu çarşısı çok moral bozucu bir yer. Ya herşey var. Voice pen bilemAma , çok zengin olmak lazım, hepsini almak için. En tuhafı da telefonlu fare. Adamlar neler yapıyor? Hiç mi işi yok. Ama onların işi o. Doğru ya. Sonra 280.000 TL’ye boş CD. 350 ve 450’ye de var. 85 $’a Robotics modem. Video kasetinden CD’ye kayıt yapan yerler. Her türlü kablo yapan bir yer. Kısaca herşey.Ama, bit pazarını andırıyor. Biraz daha informal bir yer. Esnafı daha artist. Ama herşey var. Her taraf CD kaynıyor. İstemediğin kadar.Ahmet A.Ekşioğlu Hocamla birlikte 2 kitabevine yeni çıkan kitaplarımdan bıraktık. Dediklerine göre sözlük askeriyeye girmiş. Oraya satılmış. Ne güzel kitaplarım Kadıköy’de bilem satılıyor. Off, hala A.A.E.’nu İnternete bağlayamadık. Hala modem gelmemiş. Ben bu arada bir Üsküdar yapıp, geliyim dedim. STV’ye uğrayıp laptop’u bırakacaktım. Büyükçamlıca otobüslerine binip, STV yolunu tuttum. Sağolsun tüm soförler yardımcı oluyor. Gece yolumu kaybetmemek için önceden gitmeyi uygun gördüm.Biraz bekletildim, biraz daha bekletilmemek için bir takım girişimlerde bulundum ve bu sayede içeri girebildim. Megabyte programında magazin haberlerini okuyan ve kitap tanıtımı yapan, yaka kimliğinde “geçici personel yazan güleryüzlü, tatlısözlü bir bayan lobiye geldi ve Mustafa Bey’in çıkmış olduğunu 23:00 gibi gelsem, yeterli olacağını belirtti. Çantamı da odaya götürmek üzere aldı. Zaten çıtı-pıtı olan bu bayan 150 gr. Falan vermiştir. Artık halter kaldırma, kalkıyormuş. Benim çantalarım kaldırılacakmış. ))STV’den çıkarak, dolmuş ya da İstanbulluca ifade edilen minibüse binerek sürate yöneldim. O da ne? Sevgili İsmet Ağabeyi, kitapla ilgilenen sahış olmuş. Yaklaşık 2 yıl önceki tanışıklığımız galiba nihayet 2 yıl sonra işe yansıyacak.İsmet Akyüz Ağabey ile de kısa ama verimli bir görüşmeden sonra müsaade isteyip, münübüse Binmek üzere yola koyuldum.Sonra yine Kadıköy. Ve yine Üsküdar. Ver elini Samanyolu İnsanın 6. hissi güçlü olmayacak abi. STV’de Oğuz Memiş’e daha fazla önem veriliyor hissine kapılmam, önce moralimi bozdu, sonra dikkatimi dağıttı. Son 15 dk.da sayın sunucumuz beni rahatlattı. İtiraf ediyorum. Heyecanlandım, niye bilmiyorum ama kendimi bile şaşırtacak kadar heyecanlı idim. Herhalde ilk ulusal tecrübe olmasından kaynaklanıyor. Ama bir nokta dışında istediğim herşeyi söyledim. Uzay ve kendi adıma çok iyi bir tanıtım olduğu kanısındayım. Her ne kadar bazı sitemler alsam bile. Oysa, konuşmanın her bölümünde Uzay geçti. Geçecek tabii ben de oranın ortağıyım. Şu gerçekte unutulmamalı ulusal programda şu 3 başlık dengelenmek zorundaydı. Benim açımdan. Tüm izleyicilere, bilişim sektörünün düzelmesine dair mesajlar verebilmek.Uzay Eğitim Merkezi’nin diğer kurslardan farkını ortaya koymak.Hakan Topuzoğlu’nun yaptıkları, yapmakta oldukları ve yapacaklarını anlatmak.Ve bana ayrılan kısa süre içerisinde bu 3 konuyu gayet güzel dengelediğim kanaatindeyim.Eğer 3. Madde biraz ağır bastı diyorsanız, o da 10 yıllık çabamın hep isme yatırım yapmak olduğundandır. Hatta bundan 7-8 ay önce ismimi ortadan kaldırıp, kurumu ön plana çıkarmaya çalıştığım günlerde neler yaşadığım tüm açıklığıyla ortadadır. Benim kendi adımı silikleştirme çabam, acaba bir şey yapmıyor mu? Tartışmalarını ortaya çıkarmıştı. Ve o dönem aldığım kararla radyo programına başladım. Sonra TV programı yapmaya karar verdim. Sırf bu yüzden Hakimiyet 2000 ‘e ikide bir basın bülteni gönderiyorum. Ve STV’deki kaygım da ismimi gündemde tutmak idi, itiraf ediyorum. Ama, bu amansız mücadelelerle dolu hayatta, böyle yaptığın zaman kazanıyorsun. Gece 02:00 olduğunda; program bitmiş fondotenlerimiz çıkarılmış, herşeyiyle hazır durumda evlere koyulacak hale gelmiş idik. Takdiri ilahi sunucu Oğuz Abi’de Yenibosna’ya gidiyordu ve beni bırakacaktı.Aslında servis vardı, ama bildiğim birinin bırakması iyi oldu. Yolda sohbet ettik, Oğuz Abi’yle. Yeni yatırımlardan bahsetti. Ben de yeni çalışmalarımdan ve bir işe bakış açımdan farkettim. Oradaki ifadem özetle şöyle idi:“Eğer gelişemiyorsam, 1 dk.bile durmam. Çok iş değiştiriyor dense bile arkamdan”Ki bu felsefem beni buralara getirmişti. Kim derdi ki bir dizgicinin STV’ye çıkıp konuşacağını. Microsoft’tan destek göreceğini Halkla ilişkiler Müdüresi ve menejerinin olacağını. Ama oldu. Next Next Next . . . . Done Daha kaç tane Next var tıklanacak bilmiyorum ama Done demeye az kaldı bence. Can dostum Çağrı’nın Yenibosna’daki evine gittikten sonra uyuyum diyene kadar saat 02:30’u buldu. Bu arada gece arabayla gitmek ne zevkli bir iş, Üsküdar - Yenibosna 15 dk. Ya sürdü ya sürmedi. Trafik boş olunc araba kullanmak da zevkleniyor İstanbul caddelerinde.Ve 6.gün :SalıBugün İhlas günü İhlas Holding’in Yenibosna’daki binasına yaklaşık 1 saat yürüyerek ulaştım. Sabah sporu çok güzel oluyormuş. PC Life’da Ömer Savaş Sayılır ve Uğur Artner ile görüştükten sonra Mustafa Eskici’den program için tam destek aldık. Bu görüşmeleri yaptıktan sonra biraz cafeterya’da bekleyip yukarı çıktığımda Musa Savaş Ağabey’de gelmişti zaten.Aslında merak ettiğim bir şey var. Bina içinde tramvay düşünürler mi? Gören de beni çocuk gibi asansörle oynuyor zanneder. Önce yanlış taraftan binmişim. Tekrar B2’ye indim. Ordan doğru tarafa. Sonra 1-2-2-1 falan. Neyse ki IMG lafını buldum. Bu defada yeri bulamadım. Dolandım durdum, holding içinde. İşin garibi kimse bana bir şey demedi. Allah’tan bir müdür sordu da yolumu buldum. Musa Savaş ile müthiş bir görüşme yaptık. 2. ve 3. sahısları ikna edebilirsem Staj yapmamda sakınca olmayacağını söyledi. Bakalım hayırlısı. Kayseri’ye seminer ve TV programı için gelecek. Dergi dağıtacağız. Her konuda yardımda. Sağolasın Musa Abim.Birlikte yemek yedik. PC Net’in eski G.Y.Y. ile tanıştım. Sonra izin alarak oradan ayrıldım. Sonra, İstanbul’da en kötü anlarımı yaşamak üzere yola koyuldum. Olay şöyle gerçekleşti. Yenibosna - ŞirinevlerŞirinevler - MecidiyeköyMecidiyeköy -ŞirinevlerŞirinevler - İkitelliİkitelli - Yenibosna tarafıYenibosna - EminönüSonra RamiO gün herhalde en az 3-4 saatim yolda geçti.Ve Doğan Haber Ajansı’na gittiğimde beni takmayan tavırlara giren resepsiyonist ile muhatap olmam. 2 - 3 telefon görüşmesinden sonra içeri alınmam.Sonra, klasik tavsiyeler veren, O’na da bir şey diyeme, en azından tanışmış olduk, beni daha tanımıyor. Aslında çok iyi niyetli. Güzel tavsiyelerde bulundu. Ama aynı görüşme telefonda da yapılabilirdi. Bunda onun da suçu yok. Suçlu benim. Neyse bu sayede DHA’yı. Medya Tower’ı gördüm.Ayrıca ATV ve Sabah’ın dolmuşlarını da görmüş oldum.Her olay kardır.Ve sonra yine Eyüp. Ve son gün : 7.gün :Çarşamba Bu gün adeta piyangodan çıktı. İşlerimi yetiştirememiş olmam, ban İstanbul’da 1 gün daha geçirmemi sağladı. İyi ki sağlamış. 2 yıllık hayalim, kaldığım son gün gerçekleşti. Ama önce neler yaptım onlara bakalım .Laleli’den tramvayla üniversita durağına geçtim. Oradan yeni cep telefonumu aldım. CD’ler aldım. Az kalsın walkmenimi satıyordum, zor kurtardım. İstanbul ilginç bir yer. Titreşim kalemi yok. Birde chatboardumu alacak kimse yok. Ha unutmadan olmayan diğer şey de Ruşça CD. Valla çok acıdım üçünede. Çarşı pazarı gezip, alınacakları aldıktan sonra sirkeci’ye geçtim. Amacım, Birsen’e uğrayıp kitaplarımı almak idi. Yine iyi niyetli bir şekilde, başka yapabileceğimizşeyler olabilir mi? Onları tartışmak. Oradan önce Hakikat Kitabevi’ne uğradım sağolsun çok ilgi,lendiler. Hakikat dergisine de yazacağım, inşallah. Çok verimli bir sohbetten sonra Birsen’e gittim. Adamlar neredeyse kitabın parasını benden isteyecekti. Kitap niye satılmıyormuş, bir şeyler yapmazsamkiloluğa verirmiş. Dağıtmazsan satılmaz tabii, asabım bozuldu ama belli etmedim. Sonra Dr.Cahit Akın’la görüştük Alfa’dan. Müthiş biri, zaten eskiden beri severdim. Ve anlaştık Alfa’nın kadrolu yazarı oldum. Ben de anlayamadım, çok hızlı gelişti olaylar.****** Ne yazık ki bir takım aksilikler yüzünden bu görevi iade etmek zorunda kaldım. Hayırlısı olsun...Sonra bir Taksim turu, istiklal caddesi. Ergun abiVe otogar..
 
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

KAYSERİ-İSTANBUL YOLCULUĞU ANILARI-27 Mart 2003

Saat 23.15, 23:00 otobüsü için bilet almış olmama rağmen, halen yola çıkabilmiş değiliz. Aslında gidegele buna da alışıyor insan. Hem, neyimiz tam zamanında ki?!.. Yine asi yanım tutmasın. Sonuçta bu toplum içinde yaşıyoruz. Ayrıca ben bu satırları yazana kadar otobüs de harekete geçti bile... Saat 23:16. Kayseri'den yola çıktık. Yolumuz açık olsun, Allah kazasız belasız bir yolculuk versin. Sonuçta hayatın kendisi bir yolculuk değil mi? Acaba nereye gidiyoruz, bir de bu belli olsa... Ne çok mutlu olacağım. Ama belki de hayatın anlamlı olmasını sağlayan da hayatın sürprizleri olsa gerek. Tarihte 27 Mart'ta ne oldu bilemiyorum ama HT Tarihinde çok şey oldu. Bugün bir devrim gerçekleşti. Ve her devrimde olduğu gibi, deviren de devrildi belki ama, bataklığı dolduran tank misali, benden sonrasına huzurlu bir ortam bırakabilmenin mutluluğu yaşadım. Sonra Saadettin Tantan'a, Erkan Mumcu'ya, Adnan Kahveci'ye hak vermekten kendimi alamadım. Çetelerle uğraştığınızda, kökünü kazısanız bile, mutlaka size de zararı dokunuyor. Günün kahramanı oldum, şimdi gözler bana bakıyor. Tüm bunlar yaşanırken günü İstanbul kurtardı. İyi ki Özcan Deniz konser veriyormuş da, konseri Kamerazzi.Net düzenliyormuş da, zamanında Cenk İsmet Şefik sayesinde Kamerazzi.Net'e web sponsoru olmuşuz da, bugün İstanbul'a gitme imkanını elde etmişim. Böyle büyük bir organizasyon için bile kendimi ikna etmem zaman aldı. Annemi ikna etmek, imkansız zaten... Yola çıkınca çenem düşüyor, kalemim açılıyor. Kendimle yalnız kalma imkanını elde ediyor, kendimle dertleşebiliyorum bu sayede. Hayatımın dönüm noktaları da hep seyahatler sırasında yaşanıyor. Doğrularım ve hatalarım seyahetler sırasında planlıyorum. Aslında aylardır seyahat edememem, benim için ciddi sıkıntıların kaynağı oldu. Kendimle yalnız kalamadım, toplantı yapamadım. Ve birçok konuda aceleci karar verdim. Ama yaptığım hiçbirşey için pişman olmadım. Olmam da. Çünkü yeri geldiğinde nasıl arabayı şarampole yuvarlamamak için biryerlere çarpıyorsak, mecburi kazalar da zaman zaman kaçınılmaz olabiliyor. Bu kadar sohbetten sonra değerlendirmelere başlamakta yarar var.Ve temel kararları açıklamakta da...1- HT-WEB Türkiye'den başlayıp Dünya'yı saran bir marka olacak. Bunun için teknik alt yapı güçlendirilecek, hızla çözüm üretilecek.Saat 23:22 Karsa Cream molası.----Bisküvi molasının ardından saat 01:05'e kadar uyku. Ardından mola ve yine birlikteyiz. Saat 01:35Bugünkü yaşadığım olayların ardından , yaşadığım olayların sınav olduğunu ve asrın önde gelen aliminin "şefkat tokatı" sözünü daha iyi anlar oldum. Yolculukta aklıma hep bir abinin sözü, daha doğrusu yaşadığı olay gelir. Abimiz yolculuk yapıyormuş. O zamanlar düzenli ya da düzenlenmiş molalar yokmuş demek ki: -Kaptan mola versek de namaz kılsam demiş. Kaptan da, kaza edersin diyerek başından savmak istemiş. O zaman şu cevabı vermiş. - Ya, sen benden önce davranırsan. Kaptan, tuhaf suratla bakınca, - Yani sen benden önce kaza yaparsan, o zaman n'apacağız?Çok anlamlı değil mi? Bir o kadar da güzel. Şimdi plânları anlatmaya devam.2- TİB çalışmalarına ağırlık verilecek.3- İş düzeni 1 ve 2 nolu maddeleri etkilemeyecek hale getirilecek. 4- Sosyal haklara sahip olmanın önemi farkedilerek, gerekli önlemler alınacak.Bu esaslara göre hayat yeniden çizilecek, tüm engeller ortadan kaldırılacak. İlk defa bir seyahatimde bu kadar az yazıyorum, yorgunluktan olsa gerek. Saat 08:05 ve İstanbul'a merhaba demeye az kaldı. Saat 09:10 Mevki: HaremMERHABA İSTANBUL!...İSTANBUL-KAYSERİ YOLCULUĞU ANILARIBir yolculuğa daha merhaba diyorum. İstanbul'dan Kayseri'ye dönüş yolculuğu başlıyor. Saat: 23.59Gerçekten de HT-WEB için çok verimli geçen bu seyahatin sonunda, sadece güzel bir uyku çekmek istiyorum. Yazılacak, söylenecek çok şey var. Ancak biraz dinlendikten sonra.Bu arada, seyahat anılarına başlamadan önce;- Baskı işlerimizi kaliteli ve ekonomik şekilde yapan Seda Özalit'ten Almila Hanım'a,- Kadıköy'de kendimi rahat hissetmemi sağlayan ve çevresini benimle tanıştıran Ercüment BÜYÜKŞENER'e,- Ercüment sayesinde tanıştığım Onur ve Mehmet Beyler'e,- Kayserili hemşehrim olarak İstanbul'da görüşme imkanım olan Şevket Kaya'ya- İsmi Kadınlar Kahvesi olmasına rağmen kadın-erkek herkesin girebileceğini öğrenmemi sağlayan ve Kayseri mantısının yerini tutmasa bile mantı ile ağırlayan, birbirinden güzel insanlarla tanışma imkanı sunan Kamerazzi.Net ekibinden Recep ÇİLİNGİR'e ve sıcak gülümsemesini esirgemeyen arkadaşlarına,- Web Hosting alanında ilk adımları atmama katkısı çok büyük olan, işe yeni başladığımda beni destekleyerek ilk müşterim olma ünvanına sahip Turgay Gezici'ye,- Planlı olarak gelemeyişimden dolayı, görüşme imkanı bulamadığım ve bunu telefonda samimi sesleriyle belirten Didem, Bilal Yeşil, Erhan Eker, Nihat Karslı ve Ailesi, Tolga Tulgar ve TESPEG'in fedakar, emeğini hiçbir çalışmada esirgemeyen kurucusu arkadaşıma ve gidip geldiğimi çok sonra öğrenen, görüşemediğimiz için üzüldüğünü belirten Yaşam Dersleri'nden Malina'ya ve TİEV Yönetim Kurulu Başkanına,- Bundan 2 yıl önce Megabayt programında ağırladığı gibi bu seyahatim sırasında da hoşsohbeti ile ağırladığı için STV'den Mustafa Yıldız'a,- Sıcak ilgisini esirgemeyen Koyuncu E-Çözüm ekibinden Yazılım Mühendisi Barış Dilek'e,- Dar vaktine ve yeni yere taşınma işlerinin yoğunluğuna rağmen, hizmet aldığım Amerika'daki Hosting Firmamın Türkiye distribütörü Cenk Bey ve ekibine,VE SIRA ASSOLİSTLERDE :)))- Taksim Meydanından Dostluk Meydanına başlıklı yazıda da ifade ettiğim, Umutsuzluğa Son Kampanyasının herkesten çok benim için umut olmasını sağlamakla yetinmeyip, her İstanbul ziyaretimde muhteşem şekilde ağırlayan, Scrabble'da beni hezimete uğratmak dışında hep iyi günlere ulaşmamı isteyen, bu gelişimde ise harika bir Pazar kahvaltısı yapmamı sağlayan, İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi, Akşam Gazetesi eski yazarlarından, güzel insan, güzel dost Birsen Altıner'e,- Evinde ağırlayarak sıcak aile ortamını İstanbul'da yaşamamı sağlayan dostum Cenk İsmet Şefik ve ailesine,- İstanbul'da gelmemin nedeni olan konseri düzenleyen, Kamerazzi.Net Genel Koordinatörü Turgut Reis'e, hem organizasyon için, hem de otobüse kadar beni yalnız bırakmadığı için ÇOK ÇOK ÇOK teşekkürler...ayrıca,- Yol sorduğumda samimiyetle yardımcı olanlara,- Ters yönden dolmuşa bindiğim için Kadıköy yerine Bostancı'ya gittiğimi farkederek uyaran ve indi-bindi parası almayan dolmuş şoförüne,- Ufukumu açan, projelerimi geliştirmemi sağlaması nedeniyle sosyal yönden, yeni pazar olması nedeniyle ekonomik yönden rahatlatan İSTANBUL'a,çok ama çok çok çok teşekkürler..--------------------------------------------------------------------------------Şimdi mola, bisküvi kola, sonra sıra gelir uykuya. (00:25)--------------------------------------------------------------------------------08:38İlk defa bir yolculukta yazı yazamayacak kadar uyudum sanırım. 8 saatlik uykunun ardından şimdi yine birlikteyiz. Eskisi kadar başınızı çok ağrıtmıyorum. Kısa kısa kesitler alarak, mesajımı ulaştırmak istiyorum.Seyirci olarak da, sponsor firma yetkilisi olarak da katıldığım ilk konser diyebilirim. Üniversite yıllarında yer bulamadığım için kapıdan dinlemeye çalıştığım Barış Manço konserini, bir de zaman zaman düzenlenen Klasik Müzik, Sanat Müziği konserlerini saymazsak.Salonun tamamen dolu olması, duvarlarda HT-WEB afişinin bulunması, kapının hemen girişinde HT-WEB'e ait bir standın yer alması harika bir duygu idi. Her ne kadar bir kısım insan, internet paketi sansa, bir kısmı 10 m. uzaktan bakmaya çalışıp, yaklaşmaktan çekinse, kafalarda promosyon olarak 2MB hıosting yerine ekmek dağıtsak daha etkili olurdu fikrini oluştursa bile Deniz Yıldızı bulma adına çok önemli, çok ciddi bir adım düşüncesindeyim.Bir dipnot ayrıca; konsere gelenler Özcan Deniz'i dinlemeye değil, Seyman Ağa'yı görmeye gelmişler. Katılımcı kitlesi bizde bu düşünceyi oluşturdu.Bununla birlikte, insanların bir insan için ölüp-bitme eylemlerini görmek de beni şaşırttı. Seversin ama ölmezsin, tebrik edersin ama kendinden geçmezsin.Bir de işin diğer boyutu var. Medya faktörü.Tüm salonun dolması ve "güvercinin kuşluğu" dışında hiçbir sorun olmamasına rağmen, bu denli başarılı bir organizasyonu kimin yaptığını belirtmeden haber yapmaları.Aynı, Microsoft Encarta sitesinde ülkemiz aleyhine yer alan asılsız bilgilerin kaldırılması için kampanya başlatıp, başarılı olduğumuzda bize yani Türk İnternet Birliği Girişimi'ne (O zamanki adıyla Beyin Kulübü-Türkçeye Davet Ekibi) yapılan haksızlık gibi.Haberler, "Microsoft Dize Geldi" şeklinde 1. sayfadan verildi. Ancak, durduk yere olmuş bir olay gibi aktarıldı. Bu medya adamı zorla gazete-TV sahibi yapacak. Neyse, ben kendi işime bakayım, onlar da kendi işini yapsın.Bu seyahatimde de, gayet samimi konuştuğum ancak hiç yüzünü görmediğim dostlarımla yüzyüze görüşme fırsatı elde ettim. Konser başlamadan önce Cenk İsmet ŞEFİK ile standda görüştüm. Tabii ki can dostu, benim de artık en iyi arkadaşlarımdan HUKUKÇU ile de o gece tanışma fırsatı buldum. İnsanların üzerindeki yapmacıklık perdesi bu defa beni üzemedi."Her geleni padişah bil" düsturunun burada da işlemediğini üzülerek farkettim. Bugün kendi halinde bir insan olabilirim ama yarın başbakan olmayacağımı kim biliyor. O zaman teker teker hatırlatmak icap edecek arkadaşlara.O yüzden teşekkür bölümünde adını göremeyenler kendini sorgulasın.İlk günün gündemi konserdi ama bir yandan da HT-WEB reklam-tanıtım çalışmaları da tamamlanmış oluyordu. Öte yandan bayi kanalını oluşturmak üzere bir internet cafe ile görüşme fırsatım da oldu.- Paketin olumlu tepki alması.- Soyut olan bir ürünü, somutlaştırmakla çok önemli bir iş yaptığımızı,- Sıcak Pazarlama Çalışmalarının daha etkili olduğunu görme fırsatını da böylece elde etmiş oldum.Hatta bir domain-hosting paketi ilk defa kırtasiye vitrinine (Kadıköy Pasajı Deren Kitabevi) oturmuş oldu. Broşür verdiğimde atabilecek insanlar, içinde CD bulunmayan, CD kutusunu da baştacı yaptılar. Bunlar müthiş şeyler.HT-WEB'in sunduğu, İstanbul-Kayseri Yolculuğu Gözlemleri az sonra :)) (08:59)-------------------------------------------------------------------------------- Saat 09:08 9 dakikalık moladan sonra yine beraberiz. Kesitler sunmaya devam.İstanbul'da yine olabildiğince komiktim. Durun, durun palyanço kılığına girmedim. 1- Otomatik olan minibüs kapısını kapatmaya çalıştım.2- Kadıköy yerine Haydarpaşa'da indim. Farkedene kadar vapuru kaçırmıştım. (Deyimin kaynağını buldum)3- Yine Fenerbahçe'den Kadıköy'e gidiyorum diye Bostancı minibüsüne binmiştim. (Bunu gelmeden 1 saat önce yaptım)4- Tophane'den Taksim Hastanesi'ne kadar yürüdüm. İstanbul yakınını tespit ettim.5- Üsküdar'da daireyi tersten dolandım. 5 dk.lık yolu 10 dk. yaptım. 6- Altuniza'den Kadıköy'e gidiyorum diye Acıbadem-Çamlıca tarafına geçmişim. Bu sayede 2 önemli (STV-Koyuncu) görüşmesini yaptım. Arasam bulamazdım. :))))Komiklik bitti...Ben ne adamım yaw. İşte böyle...İstanbul'a gelişim benim için, işim için ciddi gelişim oldu. Kayseri cümleleri;- Harcı borcuna yetmeli.- Dene var mı dene?!...vb. cümlelerine artık daha net cevaplar verebiliyorum. Harcı borcuna yetti ve Allah'a şükür dene var... Çünkü daha dönmeden olumul gelişmeler oldu;- Tahsilatını yapamadığım bir alacağım için, borçlu kişi ile görüştüm ve son kez uyardım.- PAKET ve BAYİ satışı gerçekleştirdim.- Yeni bayi ağları kurma konusunda ve- Eski bayileri gaza getirme konusunda önemli ve somut adımlar attım.- Referanslarıma çok önemli bir olayı ekledim. ÖZCAN DENİZ konseri..Yani özetle; bu gelişim ileride olacaklar için değil, bugün olmasını istediklerimle ilgili çok önemli bir adım oldu. Konser ise işin cabası. İlk ciddi tanıtım imkanı olarak ortaya çıktı. Şimdi yine Kayseri'ye dönüyorum. Ama daha kararlı, daha azimli. Kendi işlerimi büyütmek için, kendinden daha emin.Yol bitecek inşallah birazdan, 1 saat kaldı sanırım. Allah'tan bir mani gelmezse 10:30 gbii Kayseri'deyim. Şimdilik bu kadar. KİBGÜ :))) Saat 09:20Not: 1) KİBGÜ= "Kendine iyi bak, görüşmek üzere" demek.2) Doğru hesap yapmışım saat 10:29 Süha yani Kent Özel Terminalindeyiz.* MERHABA KAYSERİ

(O zamanlar Süha ve Kent diye 2 firma yoktu.)