| |
|
Bilişim Dünyası ve Microsoft Gerçeği
16 Mart 2004
İlk bilgisayarla tanıştığım günühatırlıyorum da... Neydi ogünler demeden edemiyorum. Windows 3.0 kullanmıştım. Tabii ki o windows’un renkil dünyasına girmek için de WIN yazıp ENTER tuşuna basmayı ihmal etmedim. Öyle ya ihmal etmiş olsam Windows’a giremezdim. O zamalar, Windoqwsun renkli dünyası o kadar heyecan vericiydi ki dakikalarca Windoqs’un başlamasını beklemek de bizi sabırsızlığa itmiyordu. Çünkü; her hasretin sonunda kavuşma var diye düşünüdük okulumuzun laboratuarının 286 işlemcili UNISYS marka bilgisayarlarında. Yıl 1992 olduğu sırala, iş hayatının içinde bulmuştum kendimi. Tek bildiğim hızlı klavye kullanmaktı. Ama, o da oldukça yaramıştı işe. Bu sayede artık getir götür işlerinden kurtulmuştum. Bu da 16 yaşında bir genç delikanlı için oldukça keyif vericiydi. 10 Parmak klavye bilgimi, write dedikleri bir programda ispat ettim. Daha doğru o zamanlar ne olduğunu bilmediğim, işe alınırken bir anda gözlerimin önüne gelmiş bulunan bir programda gösterdim ilk patronlarıma. Kısa süren Windows 3.0 dostluğum ise belli süre sonra Windows 3.1’e kaymıştı. O zamanki adıyla Wınfıle İLE DOSYA KOPYALAA, SİLME, TAŞIMA, ADINI DEĞiştirme gibi işlemler çok hoşuma gidiyordu. İlk göz ağrım DOS’un angarya işleri de böylece sona ermişti. Windows Write programını da çok sevmiştim. Nasıl sevmeyeyim ki... Yazılarımı yazıyor, ortalıyor, hatta kalın ve italik yapmam yetmezmiş gibi ortala emrini bile veriyordum. Bu arada nasıl yaptığımı anlamakta güçlü çektiğim bir olay da geçmişti başımdan. Yüzlerce kısayol tuşunu aklımda tutabiliyordum. O güne kadar okulda sözel derslerde kısmen de olsa sıkıntı çeken biriyken shortcut yani kısayol tuşları sayesinde Windows’la sanki vals yapan bir adam oluvermiştim ayışığının altında.Bir de şu Word yok mu? Hayatımın Word ile başbaşa geçen kısmı herhalde yemek yediğim zamandan, hatta uyuduğum zamandan daha fazladır. Nasıl daha fazla olmasın ki? Benim yegane yardımcım, sağ kolum, birçok şeyim. Her ne kadar eski alışkanlık Page Maker taraftarı olsam da Word’ün yeri bir başka. Hatta bambaşka... Aldus’un bile elinden çıkarıp Adob’e sattığı PageMaker’e neden bu kadar düşkünüm bilmiyorum ama, şimdi daha iyi anlıyorum ki Word gerçeten bir harika...Ya Excel O’nu anlatmak için satırlar yazayım desem, Excel’de İşlevler’den sonra Excel’le ilgili 2. kitabımı oluşturur, herhalde. Her geçen gün benim Microsoft’a olan hayranlığı artıran 1000 küsür sayfalık kitabını okudukça cehaletimi ve acizliğimi inkar edemez hale geldiğim program Excel. Özellikle Excel 95’in içinde oyun olduğunu öğrenince onlarca, yüzlerce insan gibi ben de kendimi tuhaf hissetmiştim. Ve Access. O da mükemmel. Bir kitabevinde bulunduğum süre içinde, Deniz Bey’in sayesinde tanıştığım Access’i görünce beyin damarlarımdan milyonlarca bilgi akmaya başlamış, bu da beni oldukça zorlamıştı. Ancak, bu zorlama benim Access hakkında bilgilerim artıp, listeyi otomatik olarak etikete dönüştürme özelliğinden haberdar olmamla hayranlık haline gelmişti. Bir de Solitaire. İlk günkü kadar merakla oynadığı oyun. Geçtiğimiz 3600 gün içinde sanırım oyuna ayırdığım vakit 3600 saniye anca vardır. Yoksa yanlış mı oldu. Ama kısacası çok fazla zaman ayırmamışımdır. Bunun büyük çoğunluğunu Solitaire kapsar. Geri kalanı ise Volfied. Bu arada ne çok sevdiğim 2 oyunu da öğrenmiş oldunuz. Ayrıca; Solitaire gibi bir oyunu kullanıcılara hediye ederek; insanların, dükkanlarında, okullarında, dairelerinde, evlerinde, kurslarında boş boş bilgisayarla uğraşmalarını engellediğinden dolayı Microsoft’a bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Ve daha neler neler. Özellikle Windows CD’sini incelediğimde karşıma çıkan YOL programından tutun da ansiklopedi ve oyun programlarına kadar mükemmel çalışmaları bize sunan Microsoft gerçeğini nasıl bir kenarda tutabiliriz ki?Daha Business Server, NT gibi programlardan hiç bahsetmedim bile. Özellikle, kendimi “Halk Bilgisayarcısı” olarak tanımladığım için olsa gerek, bu tür server programları hiç ilgimi çekmedi. Ancak, pek yakında ilgimi çekecek sanırım çünkü, kendime yaşam tarzı olarak seçitğim ve gerçekten âşığı olduğum Microsoft’un sertifikalı eğitimcisi olmak ve Dünya’yı gezerek Microsoft’u anlatmak gibi kendime bir ideal seçtim. Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim Microsoft’la birlikte adı çok anıldığı için hayranlık duyduğum Bill Gates’in Gayri Resmi Günlüğü her ne kadar Bill G. Parodisi adını taşısa da, bana çok şey kattı. Gerçekten çok şey öğrendim Bill Gates’den. Bir insan hayata ancak bu kadar bağlı olabilir, 40 milyar dolara rağmen. Bir insan kendine bu kadar güvenebilir, bu güveni sağlayan bence paradan çok, birşeyler başarmış olmaktır. Bir insan ancak rakiplerini bu kadar alt etmek isteyebilir. Bunu sağlayan da yine paradan çok, ekip yönetme becerisidir. Bir insan ancak bu kadar ailesine bağlı olabilir. Bunu birçok zengin yapamamıştır. Tüm ortada bunlar varken, doğru ya da yanılş Bill Gates’in kendini çok seviyor olması yadırganmaması gereken bir olay. Çünkü haketmiş. Milyonlarca beyni aynı amaç çerçevesinde toplamak ve bunu da mal alıp satmak yerine hizmet alıp satarak, yeni beyin ve bilgi satarak yapıyorsa bize sadece “THANKS AND CONGRULATIONS BILL” demek düşer. Elbette Bill Gates’e ve ekibine teşekkür etmemiz gerekir.Sözün burasında size bir reklamı hatırlatacağım. Hani var ya ne diyorlar?“Cam olmasaydı, ne olurdu?”Camsız bir hayat düşünmek nasıl imkansızsa, bugün Microsoftun olmadığı bir Bilişim Sektörü ya da Microsoft’a ait olan programların bulunmadığı bir bilgisayar düşünmek o denli zor olur. Kimileri Linux ve Star Office kullanacağı iddialarında olsa da, bunun sadece kuru laf kalabalığı olduğu ortadadır. Bunu da en iyi, o söz sahiplerinin bilgisayarlarında yer alan programlar gösterecektir. Tüm bunları niye mi yazdım? Sanmayın ki Microsoft’tan maaş alan yazarlardan biriyim. Ya da ince hesaplar peşindeyim. Bir çocuğa “Elma Şekeri”ni sorduğuuzda alacağınız cevap ne kadar içten, ne kadar samimi ve katıksız ise benim bu yazdıklarım da o denli saf ve doğal. Henüz liseli iken kullanmaya başladığım, hayatımın her yerinde anıları olan bu programları sevmem ne kadar yadırganacak bir olay ise bu yazım da o denli yadırganacak bir yazıdır. Adile Naşit’e olan sevgim, hayranlığım ve muhabbetim ya da bugün bile TV’de Temel Reis geçen çizgi film gördüğümde başına oturup seyretmem, sizce tuhafsa, Pinokyo kelimesinin hala aynı hisleri uyandırması yadırganacak seviyede ise Bill Gates, ekibi ve ekibinin ortaya koyduğu Microsoft’u sevmem de o kadar yadırganılacak özelliğe sahip. Öte yandan işin daha tuhaf yanı, liberalizmin hakim olması yönüyle ticari anlamda birçok kez takdir ettiğim ve hayranlık beslediğim Amerika Birleşik Devletleri’nde böyle bir olay olması. Yani; ticaretin temel amacı olarak belirlenen tek olma düşüncesi, reklamların amacı olarak pasta büyütme ve piyasaya hakim olma düşüncesi, sürekli yapılan transferlerin amacı olarak da güçlü bir kadro kurarak, 1 numara olma çabası bir anda anlaşılmayacak şekilde boşverilmiştir. Düşünsenize ne olurdu acaba?Türkiye’de Superonline tüm ISS’leri satın alsa. Ya da Hewlett Packard tüm markaları kendinde toplasa. Veya televizyon kanallarının hepsinin sahibi bir şahıs olsa. Öyle ki Microsoft çevresindeki, kendine göre ufak sayılabilecek şirketleri alırken dahi ortadaki rekabeti kaldırmamıştır. Bunun en güzel örneği de bu aralar özellikle gündemde tutulan UNIX ve Star Office örnekleridir. Ya da çok bilinen Netscape Navigator ile az bilinen ama çok kullanışlı olan NeoPlanet adlı web tarayıcı programlar. Daha önceki yazılarımda da belirtmiştim. Nedeni anlaşılmaz şekilde ısrarla bilgisayar firmaları reklamı sevmezlerdi. En son çıkan kampanyalarakadar TV’de en çok 1 kez reklamla karşılaşılmıştır. Sanki birileri özellikle halkın bilinçlenmesini yavaşlatmaya çalışıyordu. Bu durum Amerika’da nasıl bilemiyorum ama böyle bir durumda 9 harfli bir şirketin piyasaya bu denli hakim olması, sanki bir kısım insanları da korkutmuş durumda. Son gittiğimde Microsoft Türkiye’de hangi marka bilgisayarlar kullanılıyor diye inceleme fırsatım olmadı. Daha doğrusu aklıma gelmedi. Ama, belki de bir kez daha gittiğimde karşımda “Microhard” markalı bilgisayarlar görebilirim. Dahileri kadrosunda bulunan bir dahiden herşey beklenebilir. Olayı toparlamaya çalışırken, şimdi Türkiye’de yaşayan insanlar olarak elimizi vicdanımıza koyup düşünmek zorundayız. Biz Microsoft7a ne verdik? Karşılığında ne aldık?Çoğumuz Microsoft’a pek de bir şey vermedik, ya da veremedik. Ama çok şey aldık. Dilekçeler, tezler, ödevler, kitaplar, dergiler, hesap tabloları, veritabanları, slaytlar..... vb. Bu liste çok uzun. Hiç bir şey almadım diyenler, en kötü ihtimalle Solitaire oynayıp, zevk almışlardır. Veya çocukları Paint’te resim çizmiştir. Sayısı 10’u geçmeyip, 20’yi bulmayan yazarlar telif almıştır. Yayınevleri ücret almıştır. Kitapçılar kar almıştır. Bilgisayar kursları bu sayede öğrenci almıştır. Bunların büyük bir kısmından Microsoft’un kazancı bile olmamıştır. Ama, Microsoft yine Microsoft’luğunu yapmaya devam etmiş yılmadan yeni sürümleri hazırlamıştır. Hatta Microsoft, başta ben olmak üzere birçok yazardan Windows 3.1’den Windows 95’e geçerken Macintosh’u taklit etmek, RAM satışlarını artırmak için yüksek hafıza isteyen program yapmak ya da göz boyamak için yeni sürüm çıkardığı iddialarıyla eleştirilmiştir de.. Yine başta ben olmak üzere insanlar hatalarını anlamış, zaten bu iddialar Microsoft’un hiçbir çalışmasını da etkilememiştir. File çarpan karınca misali, bu olaylar Microsoft’un belki sadece gıdıklanmasına sebep olmuş, bu yüzden Microsoft birazcık gülümsemiştir. Yine son olaylar da biraz kırmızı karınca ya da büyük karınca misali fazla gıdıklayacak ama ümit ediyoruz ve inanıyoruz ki Microsoft’u etkilemeycektir. Öyle ki bu, işin aslına bakılırsa bu etkileme Microsoft’tan çok Bilişim Sektörüne zarar verici olacaktır. Herkesin bildiği bir gerçek, Türkiye’de PC satışları Windows ve Office sayesinde bu denli artmıştır. Yukarıda saymayı unuttuğumuz Masaüstü Yayıncılık büroları da bu sayede Macintosh’u bırakarak, PC kullanmaya karar vermişlerdir. Bundan 9 yıl önce ilk işyerimin PC’de masaüstü yayıncılık yapan ilk yer olması bu konuyu yakından farketmemi sağlayan unsurlardan. Sonuç olarak söylemek istyorum ki Microsoft’un bizim ve bilişim sektörünün son 10 yıllık ömründe inkar edilmez bir katkısı vardır. Artık vazgeçilmez hale gelmiştir. Ben ve mlyonlarca insan bunun farkındadır. Bu vesileyle beni bu yazıyı kaleme almada ilham kaynağı olma özelliğini gösteren saygıdeğer insan, kıymetli hocam Hakkı ÖCAL’a da teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Microsoft firmasına programlarla ilgili olarak, sunduğum İngilizce metni yazıma ekleyerek, kelimelerime son noktayı koyuyorum. Sevgiyle kalın...
|
|