| |
|
Bilgisayar Ütopyası
21. yüzyıla girerken, bana bıraksalar Mezarlıklarda bile bilgisayar kullanırım. Bunu okurken diyeceksiniz ki, bırak mezarlıkları daha şirketlere bile bilgisayar yeni girdi. Evet doğru, yani söylenilen doğru. Ama yapılan uygulama bence oldukça yanlış. Amaç, işlerin hızlandırılması olduğuna göre, vakit nakit atasözünün oldukça sık kullanıldığı şu devirde, bana kalırsa herşey ama herşey bilgisayar üzerinden takip edilmeli. Bakın üniversitenin biyokimya bölümünde bir tahlil sonucu alacaktım. Görevli insan, oldukça cana yakın ve ilgili. Bununla birlikte, kağıtları karıştırmak zorunda kaldığı için en az 5 dakika kaybetti. Hani vakit nakitti? Hani, herşey kazanılır ama zaman kazanılamazdı? Hani vakit ya da zaman diye adlandırılan o değer, her gün bankaya yatırılan fakat sadece o gün içinde harcanılabilen para gibiydi... Öyleyse, bilgileri elle saymayı bırakın. Artık bilgileri bilgisayar saysın. Bilgisayar, heryere girmeli...Bu satırları 10 yıl önce yazsaydım, herhalde daha fazla ilgi görürdü. Birçok insan diyecek ki, zaten heryerde bilgisayar var. Ben olmayan yerler için yazıyorum, olmayan yerler için konuşuyorum. Birazdan da olan yerlere değineceğim. Bilgisayar nerelerde mi yok? Özel şirketlerde, özel kurumlarda, örneğin pastenelerde yok. Halıcılar bilgisayar kullanmıyor. Manifaturacılar da ha keza öyle. Başka kitabevleri kullanmıyor bilgisayar. Kaç kitabevinde bilgisayar gördünüz. Evet, bilgisayarda yazılıp gelen, bilgisayar destekli matbaalarda basılmış, robotlar tarafından katlanılarak, son haline getirilmiş o kıymetli eserleri bilgisayar üzerinde aramak gibi hiç mi hiç şansımız yok. Belki ben yazarın sadece adını hatırlayabiliyorum. O kitabı alamayacak mıyım? Ya da alanımda çıkmış kitapları incelemek istiyorum. Bunların listesine ulaşamayacak mıyım? Dünyanın en büyük kitabevinin Internet üzerinde olduğu bir dönemde, Türkiye bu işi bize göre hiç ciddiye almıyor. Ya da ciddiye alacak maddi güce sahip değil bu kurumlar. Valla, öyle ya da böyle. Bunu kabul etmek zorunda kalacak tüm kurumlar. En başta da kitabevleri. Çünkü; bilgiyle en fazla onlar uğraşıyor. Antik çağdan kalmış olmasına rağmen epey iş gören Milli Kütüphane'deki sistemler var ya, onlar olmasaydı ne yapardık acaba diye sordum kendi kendime? En azından o kartekslerle fazla haşır neşir olmaktan kurtuluyoruz. İnsanlar, hep stresten bahsederler. Stresin en büyük nedeni aramaktır. Evet, insanlar hep bilgiye kolay ulaşamamaktan şikayetçi olmuşlardır. Hele hele sahip oldukları bilgiye ulaşamamak, onlara acı ve ızdırap verir. Onlara işkence gibi gelir. Mesela, bir akrabanıza ulaşmanız gerekiyor. Adı üstünde akrabanız, yani size ait insanlar. Bir anlamda ilişkiniz olan, tanışıklığınız olan ve birşeyleri paylaşmada en son zorluk çekeceğiniz insan. Gel görelim ki yanınızda telefon numarası yoksa o insanın. Önce aklınıza diğer akrabalarınızdan almak gelir. Onların telefonları cevap vermiyordur. Sonra 118'i hatırlayıp, sevinirsiniz. Orada da kayıtlı değildir ya da "Aradığınız istikametteki tüm hatlar meşguldür" diyen bir bayanla muhatap olmak zorunda kalırsınız. Sonra stres, sıkıntı ve dertler...Bakın, bunları yaşamamak için benim gibi yapın. Bir şekilde muhatap olduğum ve muhatap olma ihtimalim bulunan insanları bir veritabanına yükledim. Onlara ait adres, ev telefonu, iş telefonu, dahili numaraları, cep telefonu, faks numaraları, varsa e-posta adresleri, ICQ numaraları, doğum tarihleri ve ek açıklamaları yükledim. Şimdi o dosya her an yanımda. Nasıl mı? Diskete kopyaladım, oracıkta duruyor. Ayrıca bunlara ait çıktıları da aldım. Olur ya, çıktılar yanıp, kül olup biterse disket cebimde. Diskete birşey olursa bilgisayarımda yedeği duruyor. Tabii ki, sonra bunu CD'ye de kaydettireceğim. Artık biraz daha az stresleniyorum. Çünkü gözden kaçan öyle kişiler olmuş ki... İlk fırsatta, onları da veritabanıma aktarıyorum. Kafam rahat. Mecburen böyle, iş yapıyorsanız, insanlarla muhatapsanız böyle yapmak zorundasınız. Allah izin verir, bu yıl içinde bir de laptop sahibi olursam, artık laptobumu yanımda gezdiririm. Aklıma birşey takıldığında hemen bilgisayarıma bakıp görebilirim. Elbette, bir de araba lazım. Allah büyük bakalım. Gün doğmadan neler doğar... Zamanla yarışmak zorundayız, çünkü zaman onu gerektiriyor. Zaman ha bire koşuyor, hiç sabit durmuyor ki... Bizim de koşup, onu yakalamız gerek. Yoksa, biz de yeşil yerde durur canlılara benzeriz. Laptobum ve arabam olursa, artık yazılarımı kırmızı ışıkta beklerken yazabilirim. Ya da emaillerime yolda göz atabilirim. Bir de özel şoför istesem, çok mu aç gözlü olmuş olurum. Neyse, ona gerek yok. Arkadaşlar, gönüllü olarak o işi üstlenirler sanırım. Ben de arka sağ koltukta kahvemi yudumlarken, yazı yazar, emaillerime göz atar, hatta ICQ yardımıyla eş dost muhabbeti bile yaparım. Teknolojiye hayranım. Ya teknoloji olmasaydı, ben şimdi ne yapardım acaba. Düşünmek bile istemiyorum...Bazıları, iyice abarttığımı düşünüyorlar. Yani teknoloji hayranlığımı. Heryerde teknoloji kullanılmalı diyecek oldum da bir keresinde, Allah muhafaza insanlar üstüme yürüyeceklerdi. Bir dostum, çareyi bana kitap tavsiye etmekte buldu: Yıl 1984. Bilim Kurgu bir kitap, o da çok güzel. Daha bitmedi, yorumlarımı bitince yaparım. Bitmediyse, nasıl mı güzel diyorum. Okuduğum kadarıyla güzel. Demek istediğini şimdiden anladım. Bakın o dostum, yine kızacak ama, eğer Yıl 1984'ün bilgisayar formatında olanı elimde olsaydı, sadece anahtar kelimeleri aratırdım, onlara bakardım. Kitabı baştan sona kadar okumaya ne gerek var ki? Neyse, yine tepki alacağım. Son cümlemi okumamış gibi yapın...Diyordum ki, bilgisayarlar her yerde olmalı. Yani, işlerimi kolaylaştıran her yerde. Mesela bir lokantada. Giriyorsunuz lokantaya, yine güleryüzlü bir insan. Size hoşgeldiniz diyor. Masanıza oturuyorsunuz. Yanınıza gelip, anlayamayacağınız hızda çeşitlerin sayılmasını beklerken, masadan bir ses geliyor. Lütfen önünüzdeki panelden yemek çeşitlerimize bir göz gezdiriniz. Ben en çok "Karışık Izgara"yı severim. Hemen parmağımı fare imleci gibi kullanıp, "Karışık Izgara"nın üzerine tıklıyorum. Karşıma Karışık Izgara hakkında bilgi geliyor. Mesela neleri karıştırmışlar ve fiyatı kaç lira, baştan biliyim ki sonra karfam karışmasın değil mi? Ve ve kaç dakika sonra önümde olur. Öyle ya acelem varsa sevdiğim yemekten vazgeçebliirim. O bilgiyi de aldıktan sonra OK ya da TAMAM düğmesine tıklayıp, siparişimi verdiğim anda Mutfakta masa numaram ve koltuk numaramla birlikte ışık yananacak mesala 234-3450 gibi. Yani 23 nolu masanın 4 numaralı koltuğundaki vatandaş 3450 kodlu yemeği istiyor. (Karışık Izgara:3450 olsun) Mutfakta çalışanlar bu yemeği hazırladıktan sonra hemen önlerinde bulunan panelden sinyal göndersinler, garson onu alsın ve yanımıza gelsin. Tabii ki, sinyali gönderirken onlarda 234 kodunu kullansınlar. (Bu ben oluyorum. 23 nolu masa 4 nolu koltuktaki vatandaş) Garson da anlasın ki, bu yemek benim. Fena mı olurdu sizce? Bir düşünsenize... Çıkarken de hesap demek zorunda kalmasam, yine Info tuşu yardımıyla hesabı öğrensem, kredi kartımdan ödeme yapıp, yine o güleryüzlü insana gülümseyip kapıdan çıksam. Tamam, yine o güleryüzlü insan benden biryerlere imza atmamı istesin. Fişimi versin. Kolonyamı döksün. Ben yine kürdanları o masanın üzerinden alayım. Bunları da bilgisayara teslim edelim demiyorum. Ama yapabileceği kadarını bilgisayar yapsa, daha pratik daha güzel olmaz mı sizce de... Elbette, yemek getirme işini de robota vermesinler. Ne tuhaf olurdu robotun elinden yemek yemek... Çok mu uçtum acaba, bilmiyorum. Şimdi de, kendinizi bir mezarlıkta düşünün. Dedenizin, dedesini ziyaret etmek istiyorsunuz. Ama yerini bilmiyorsunuz. Hemen bilgisayarın başına gelip, dedenizin dedesinin adını yazıyorsunuz. Elbette sadece adını, henüz soyad yoktu o zaman. Ve bildiğiniz ek bilgileri de yazıyorsunuz. Karşınıza olabilecek şahıslar geliyor. Bunlar içinden olabileceklerin çıktısını istiyorsunuz, elbette önce parasını atmanız gerek o aletin içine. Ve çıktıyı elinize alıyorsunuz. Aldığınız çıktıda tüm bilgiler var: Parsel, Ada, Yer vb. herşey. Hatta, o mezarlıkta değil de başka mezarlıktaysa onu bile bildiriyor. Ne güzel değil mi? Bence güzel... Ben dedemin dedesinin değil, ama kendi dedemin mezarını öğrenmek için yine teknoloji kullanmıştım. Cep telefonumu. Hayır, siz de hayal kurmaya başladınız. Alo Mezar Yeri Öğrenmek İstiyorum diye 0900'lü bir telefon yok. Bu bilgiyi amcamın cep telefonu veriyor. Ama sizin dedenizin mezarını bu yoldan öğrenemezsiniz, haberiniz olsun. Olayı, biraz daha abartalım. Mesela, acele tarafından babanıza ulaşmanız gerek. Nerede olduğunu bilmiyorsunuz. Herkesin üzerinde bulunan bir çip vasıtasıyla, babanızın yerini öğrenmek keyifli olmaz mıydı? Tabii ki, ailelerinden habersiz biryerlere giden genç kızlar ve erkekler bu önerimi beğenmeyebilirler... Zaten sadece öneri.Ama, aynı olay hastenede olsa sevinirdiniz herhalde. Hastanızın adını veriyorsunuz ve kaçıncı katta kaldığını öğreniyorsunuz, harika olsa gerek...11:0118.03.1999
|
|
|