Çoban ile Prenses'in Hikayesi
Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, dereler tellal iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallarken iken, ayağıma battı diken, kalktım sabah erken. Rüyamda bir çoban ile prenses gördüm. Çoban prensese aşık, prenses ise çobana sevdalı. Çünkü; prensesin çevresindeki herkes, parası için, şöhreti için, güzelliği için konuşurken, çoban hiç istifini bozmadan prensesi bir insan olduğu için sevmiş. Hatta içinden demiş ki, keşke o bir prenses olmasaydı. Gel zaman, git zaman çoban ile prenses görüşür olmuş zaman zaman. Ne iyi, ne de kötü niyetleri var imiş, tek dertleri sohbet imiş. Ama kazın ayağı öyle olmamış. Kaz, her geçen gün yampir yümpir yürümeye başlamış. Der iken, çoban prensese, prenses de çobana aşık olmuş. Ama her ikisi de mantığı elden bırakmıyormuş. Prenses, babam izin vermezse evlenmem der iken, çoban da ben çobanlığa devam ettiğim sürece evlenemeyiz. Şehre ineyim, kendime bir iş kurayım, sen prensessin, seni prensesler gibi yaşatabilecek gücüm olsun, ondan sonra evleniriz der imiş.Gün olmuş, padişah bir yemek vermiş ve demiş ki bu yemeğe herkes katılacak. Ve ailecek biz de hep beraber oturup yemek yiyeceğiz. Allah’ın işine bakın ki, prenses ile çoban yan yana düşmüş. Çobanın kalbi güp güp atar iken, yüzü de al al kızarmış. Prenses ise hiç bir şey belli etmeme derdindeymiş. Padişah, o gün bir şeyler fark eder gibi olmuş ve bu yüzden daha yakından süzmeye başlamış çobanı. Ve çobanın tavırları gerçekten de hoşuna gider olmuş. Bir gün padişah kızını çağırmış. Ve sormuş, çoban hakkında ne düşünüyorsun diye. O zamanlarda da prensesi istemeye gelenlerin haddi hesabı yokmuş. Ama prenses hiçbirine evet demiyormuş. Padişah, çobanı sorunca ise prenses hiçbir şey dememiş, siz nasıl uygun görürseniz diyebilmiş. Ve padişah da anlamış. Gel zaman, git zaman, padişah yaman mı yaman. Kafaya koymuş, kim derse desin, efendi, çalışkan, işinde, gücünde, aşında olan bu çobana kızını verecekmiş, kızın da gönlü varmış zaten. Varsın parası olmazsa olmasın diye düşünmüş. Düğün vakti gelmiş. Kız evinde bir hareket hareket, ama çobanın işlerde olsa bile bereket, kız evi 5 alsa, o 1 alabiliyormuş. Ne yapayım, ne edeyim diye günlerce uyuyamamış. Ve ne yapayım demiş, prenses beni sever durumu izah edeyim. Alabildiğimi şimdi alayım, alamadığımı evlendikten sonra yavaş yavaş dizelim diye düşünmüş. Ama prenses, alıştığı için şatafatlı hayata zaman zaman çobanın şakaları bile rahatsız eder olmuş. Bir hasır alalım üzerine yatalım dediğinde çoban, prenses olur mu diye dudak büzmüş, neredeyse ağlayacak gibi olmuş. Çünkü, prensesliğe alışmış,bir anda çoban karısı olmak zor gelecek gibiymiş. Bir gün, çoban yine bir espri yapayım demiş, ancak prensesin canı sıkılmış. Çoban, canım her şeyimiz olacak, her şeyin en güzeli olacak, ben şehre yeni bir bakkal açtım, orası çok iyi işliyor, inşallah sen yine prenses gibi yaşamaya devam edeceksin. Ben sana bir şey anlatmaya çalışıyordum, ama bir daha çalışmayayım, üzülüyoruz diyince, ben her şeyin en iyisini alıyorum, senin böyle yapman beni üzüyor demiş. Bunun üzerine çoban, önce; “ben, sen yok biz var, benimkiler seninkiler yok bizimkiler var, kaynana-kayınbaba yok anne-baba var demiş, sonra ise yalnız kalmış bir süre ve gözyaşları dökmüş. Gün gelmiş, çoban en önde gelen tüccarlardan biri olmuş. Malının mülkünün haddi hesabı yokmuş. Ama, bu arada sağlığı da elden gitmiş. Evi, en güzel ev olmuş, imkanları kimsede yokmuş. Prenses de yıllar önce niye üzdüm diye üzülmüş ama vakit çokkk geçmiş. Bu rahat ömrü, çoban sadece 2 yıl görebilmiş. Yıllar önce yaşadığı olay, her an içini kemirdiği için daha çok çalışıyormuş, gecesini gündüzüne katmış ama kendini de ihmal ettiği için sağılığı pek dayanamamış. Tüm malı mülkü, prenses eşine kalmış ama prenses eşi anlamış ki, “O” yoksa bunların çok bir anlamı yok, her şey birlikteyken güzel. Gökten düştü 3 elma, biri anlatana, diğerleri ise dinleyenlerin başına…